Türk ordusu, rejim envanterinin 3'te 1'ini 6 günde yok etti: Bahar Kalkanı Harekâtı ve İdlib'e saldırının kısa hikâyesi
Bombalar altındaki sivilleri korumak üzere Suriye'nin İdlib bölgesine intikal etmiş Mehmetçikler, 27 Şubat 2020 günü Rus uçaklarının saldırısına uğradı. 36 Mehmetçiğin kasıtlı olarak şehit edildiği eylemin ardından Türk Silahlı Kuvvetleri, Bahar Kalkanı Harekâtı'na başladı. Sonrasında yaşananlar Esed rejimi, İran destekli terör grupları ve Lübnan Hizbullah'ı için kâbustan farksızdı.
Türk milleti, 27 Şubat 2020 tarihinin acısını hâlâ yüreğinde hissediyor. O gün Hımeymim Üssü'nden havalanan Rus savaş uçakları, Suriyeli sivilleri korumak üzere bölgede bulunan Mehmetçiklere kasıtlı olarak saldırıda bulundu.
Binlerce Mehmetçik, Suriye'de Esed rejimi ve onlara destek veren İran güdümlü terör gruplarının katliam ve tecavüzlerinden kaçanları korumaya, aynı zamanda yaklaşık 4 milyon kişiyi İdlib bölgesinde tutmaya ve böylece Türkiye sınırına yeni bir sığınmacı akınını önlemeye çalışıyordu.
Suriye'yi parçalama planıyla ülkenin kuzeyinde bir terör koridoru oluşturmayı isteyen devletler ve onların kullandığı örgütlere karşı ise Türk Silahlı Kuvvetleri 2016'da Fırat Kalkanı, 2018'de Zeytin Dalı ve 2019'da Barış Pınarı Harekâtlarını gerçekleştirmişti.
PKK/YPG'ye İsrail güdümlü bir terör devleti kurma planı bu harekâtlarla birlikte büyük ölçüde boşa çıkarılırken, Ankara'nın sığınmacıların geri dönüşü konusundaki çabaları ise ne Rusya ne de İran'ın uzlaşmaya yanaşmaması nedeniyle çözümsüz kaldı. Mezhep temelli katliamlardan kaçanların son sığınağı durumundaki İdlib, 2020 yılına Rusya, Esed ve İran saldırıları altında girdi.
Bölgeyi tamamen ele geçirmeyi ve buradaki milyonlarca rejim muhalifi 'Sünni'yi aileleriyle birlikte Türkiye'ye sürmek isteyen Şii milisler, Astana Süreci kapsamında İran ve Rusya ile imzalanmış anlaşmalara rağmen saldırıları sürdürdü.
Hem Astana hem de Soçi'de uzlaşılan mutabakat kapsamında İdlib çevresinde belirlenmiş sınır hattı boyunca gözlem noktaları kuran Türk Silahlı Kuvvetleri, bu üslerde çok sayıda Mehmetçik konuşlandırıyor ve Suriyeli sivilleri saldırılardan korumak için caydırıcı unsur işlevi görüyordu.
Esed rejiminin İranlı teröristler ve Lübnan Hizbullah'ı ile birlikte Rus uçaklarının desteğiyle İdlib'e yönelik bir harekât düzenleyeceğine dair işaretlerin artması, Ankara'yı bölgede geniş çaplı önlem almaya itmişti. 2019'un son çeyreğinden itibaren Suriye'ye ciddi sevkiyat gerçekleşmiş, Türk ordusu bölgedeki irili-ufaklı üs sayısını 12'den 60'a çıkarmış ve kurduğu 10 gözlem noktasıyla Rusya-İran-Esed vahşetine sahada fizikî varlığıyla engel olmaya çalışmıştı.
Ancak karadan ateşlenen roketler ve top atışları, Ocak-Şubat 2020 döneminde sadece bir ay içerisinde 500 bin kişinin başka yere göç etmesine neden oldu. Artan huzursuzluk, Türkiye'nin Suriye Millî Ordusu ile birlikte kontrolünde olan Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekât bölgelerinde paniğe yol açmıştı.

2020 itibariyle Türkiye sınırları içerisinde bulunan yaklaşık 3 milyon Suriyeliye ilaveten İdlib'deki 4 milyon sivilin daha Türkiye'nin kapısına dayanma ihtimali, Ankara'nın masasındaki bir numaralı güvenlik tehdidi durumundaydı. Alevi-Nusayrî mezhebinden olmamanın bedelini ağır biçimde ödeyen Suriye halkı, İranlıların ve Esed rejiminin gözünde, 'bölgeden acilen sürülmesi gereken necis varlıklar'dı. Rusya ise İdlib'deki 4 milyon Suriyelinin tamamına 'terörist' diyordu.
Türkiye'nin yıllardır ayakta tutmak için büyük çaba harcadığı diplomasi kanalları, rejimin "İdlib'i fethetme" arzusu nedeniyle büyük yara aldı. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bölgeye yönelik sevkiyatlarından ve personel intikalinden rahatsız olan Moskova, 'teröristlerin' savunma hattını kırarak rejim milislerine saldırdığını iddia ediyor ve Ankara'yı şu ifadelerle suçluyordu:
"Son dönemdeki bu vakaların Türk Silahlı Kuvvetleri'nin militanlara destek verdiği ilk olay olmadığına dikkat çekmek isteriz. Türk tarafını, teröristlerin faaliyetine destek vermekten ve onlara silah sevk etmekten vazgeçmeye çağırıyoruz."
Bu çok sert mesajın yayınlandığı günlerde Ruslar aynı zamanda, bölgedeki Türk tanklarını ve Mehmetçiğin mevzilenme noktalarını gösteren İHA fotoğraflarını servis ediyordu. Bu düşmanca tavra karşılık bazı angajman kurallarını devreye sokan Ankara ise Suriye rejimine silah taşıyan Rus askerî kargo uçaklarının Türk hava sahasından geçmesine izin vermedi. Hatta Esed rejimine tank, silah ve cephane taşıyan Rus gemilerinin Boğaz'dan geçişine Ankara'nın engel olma hazırlığı yaptığı yönündeki iddialar da Ankara-Moskova hattındaki gerilimi daha da artırdı.
Bu esnada İdlib ve çevresi için belirlenmiş sözde 'çatışmasızlık bölgesi'ne hemen her gün saldırılar gerçekleşiyor ve Suriyeli muhaliflerle siviller can veriyordu. Aynı zamanda TSK'ya ait gözlem noktalarına yönelik tacizler de artış göstermişti.
Mevcut tablo sahada bu şekilde iken 27 Şubat 2020 günü Rus lider Vladimir Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrantiev, Ankara'da dönemin Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal ile görüşme halindeydi. Masaya silahıyla oturmaya alışmış Moskova'nın korkunç bir eylemde bulunacağını o gün Rus yönetimi ve Beşşar Esed haricinde hiç kimse bilmiyordu.
Cilvegözü Sınır Kapısı'na 60 kilometre uzaklıktaki Cebel Zaviye bölgesindeki Balyun köyünde Türk birlikleri gözlem noktalarının birine doğru intikal halindeydi. Zırhlı araçlarla hareket esnasında Mehmetçik, Suriye'deki Hımeymim Üssü'nden kalkan Rus uçakları tarafından saldırıya uğradı.

İLK BOMBA DÜŞTÜ, ANKARA MOSKOVA'YA ACİL MESAJ İLETTİ AMA KREMLİN KULAKLARINI KAPATTI
Balyun köyü çevresinde Mehmetçikler konvoy halinde ilerlediği sırada saldırıya uğrayınca araçlarından çıkarak çevredeki binalarda konuşlandı. Askerler durumu saniyeler içinde merkez karargâha bildirdi. Devreye giren Genelkurmay Başkanlığı, Rus ordusu ile irtibata geçerek "Oradaki bizim askerlerimiz. Bombardımanı derhal kesin!" talimatı iletti. Ancak karşı taraf bu ifadeleri duymazlıktan geldi; savaş uçakları bu kez Mehmetçiğin konuşlandığı binalara bomba yağdırdı.
10 adet Rus uçağının ateş altına aldığı binalar yıkıldı. Enkaz altında kalan Türk askerlerinden 36'sı şehit düştü. Genelkurmay Başkanlığı'nın defalarca kez uyarı yollamasına ve üstelik intikal istikametinin daha önce bildirilmiş olmasına rağmen Rusya, bombardımana kasten, bilerek ve planlı biçimde devam etti.
Bölgeye yollanan ambulansların bile vurulması, Kremlin'in meydan okumasını açık biçimde gösterdi. Balyun'da planlı bir operasyon dahilinde Mehmetçiğin kanını akıtan Rus ordusu, saldırıları tam 5 saat boyunca sürdürdü. Ruslar yaralıların tahliyesi için gönderilmek istenen bir helikopteri bile vurmakla tehdit etti. Bu saldırı, doğrudan Türk devletine yapılmış ve hafızalardan asla silinmeyecek bir meydan okumaydı.
36'sı 27 Şubat'taki saldırıda olmak üzere İdlib bölgesinde 2020 yılının şubat ayı süresince toplamda 54 Mehmetçik şehit düştü.
Türkiye'yi ayağa kaldıran saldırı sonrası Türk Silahlı Kuvvetleri, 'Bahar Kalkanı' adını verdiği cezalandırma harekâtını başlattı. 27 Şubat 2020 itibariyle düğmesine basılan ve 28 Şubat'ta bombardımanların başladığı harekât, 6 Mart 2020 günü Beştepe ile Kremlin arasında ateşkese yönelik temas sonrası durduruldu.
Mehmetçiklerin intikamını almaya yönelik operasyonlar Esed rejimi ve Lübnan Hizbullah'ına pahalıya mâl oldu.
Şanlı Türk Ordusu, Bahar Kalkanı Harekâtı'nda rejime ait silah envanterinin 3'te 1'ini 6 gün içerisinde yok etti.
Rus uçaklarının saldırısı sonucu 36 Mehmetçiğin şehit düşmesine karşılık, rejim ve Hizbullah militanları ağırlıklı olmak üzere 3 bin 473 kişi öldürüldü. Harekât süresince 3 savaş uçağı, 8 helikopter, 1 SİHA, 93 tank, 36 zırhlı araç, 67 obüs ve ÇNRA ile 10 adet savunma sistemi etkisiz hale getirildi.


00 Yorum
Yorum Yap
E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!