Düşman cephaneliğini patlatmak için kendi evini ateşe verdi: Maraş halkının direnişi Millî Mücadele'ye ilham oldu

Düşman cephaneliğini patlatmak için kendi evini ateşe verdi: Maraş halkının direnişi Millî Mücadele'ye ilham oldu

Mondros Mütarekesi'nin ardından önce İngilizlerin Hint süvarilerle, daha sonra Fransızların Ermeni milislerle işgal ettiği Maraş, emperyalistlere karşı dünya savaş tarihine geçen bir mücadeleye imza attı. Sütçü İmam, Rıdvan Hoca, Senem Ayşe, Mıllış Nuri, Çakmakçı Said, Şekerci Ökkeş ve perde gerisinde Aslan Bey'in yazdığı destan, Anadolu'da Millî Mücadele'ye ilham oldu.

Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti açısından 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütârekesi ile nihayete erdi. Limni Adası'nın Mondros Limanı'na demirli Agamemnon zırhlısında İtilaf Devletleri ile İstanbul hükümeti arasında kayıt altına alınan ateşkes Osmanlı'nın sonunu getirirken Anadolu'nun dört bir yanı bu anlaşma sonrası İngiliz, İtalyan ve Fransızlarca işgal edilmeye başlandı. 

Adana bölgesinin asayişini sağlamak bahanesiyle bölgeye 4 bin kadar Hint süvarisini getiren İngilizler, Şubat 1919'da Maraş'ı işgal etti. Aynı yılın ağustos ayında 41. Fransız alayına bağlı 3 tabur asker ve Ermenilerden oluşan bir tabur milis Maraş'a girerek burada Hintlilerin yerini aldı. 

İşgalciler, iktisadî ve ziraî yönden çok verimli bir bölge olan Maraş-Adana hattını muhtemel bir direniş hareketine karşı güvence altına almak istiyordu. Gerçekte İtilâf Devletleri'nin amacı, işgal edilen Maraş ve çevresinde, Fransızların himayesi altında bir Ermeni devleti kurmaktı. 

Maraş 22 Şubat 1919 ile 1 Kasım 1919 tarihleri arasında İngilizlerin, 1 Kasım 1919 ile 11 Şubat 1920 tarihleri arasında Fransızların işgali altında kaldı.

Fransızlar Maraş'a girdiklerinde daha önce İngilizlerin işgal etmiş olduğu kışla ve Amerikan Koleji'ni ele geçirdi. Daha sonra halkın direnişinin önüne geçmek amacıyla şehrin ortasında bulunan ve hakim yerlerden biri olan Abarabaşı ile Ermeni Katolik Kilisesi'ne yerleştiler. 

Şehrin doğusundaki Alman Eytam Hanesi'ni (yetimhanesi), biraz dışındaki Alman Çiftliğini, batısında bulunan Tekke Kilisesi'ni, güneyinde bulunan çarşıdaki hanları ve sonunda Maraş Kalesi'ni de işgal ettiler. 

Fransız işgali karşısında şehirde savunma tedbirleri almak üzere Maraş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Elbistan'da kuruldu. Şehirde ulusal teşkilâtı genişletmek için Merkez Heyeti oluşturuldu ve başkanlığa Aslan Bey getirildi. Maraş, Merkez Heyeti'ne bağlı olarak 10 bölgeye ayrıldı ve her bölgenin başkanları belirlendi. Bölge başkanları kendi aralarında işgalcilere karşı direnme konusunda ortak karar aldılar. 

Fransız işgalinin ikinci günü olan 30 Ekim 1919 perşembe günü, Fransız ve Ermeniler Müslüman kadınları taciz etmeye başladı. Sıktığı kurşunla buna karşı duran isim, Millî Mücadele kahramanlarından Sütçü İmam oldu. İşgalci kumandan Andre'nin talimatıyla 30 Kasım 1919 Cuma günü Maraş Kalesi'nden Türk bayrağı indirilince halk harekete geçerek bayrağı tekrar kalenin burcuna dikti. 

Tutsak edilmiş Türklerden bazıları da Elbistan ve Pazarcık teşkilâtlarının baskısıyla serbest bırakıldı. Fransız ve Ermeni askerlerinin zulmü karşısında daha fazla dayanamayan Maraş halkı, 20 Ocak 1920 itibariyle savunma savaşı başlattı. 22 gün süren savaşta Fransızlar, 11 Şubat'ta Maraş'tan çekilmeye mecbur kaldı. İşgalcilere yardım ve yataklık eden Ermenilerin bir kısmı da Fransız askerleriyle birlikte şehirden ayrıldı. 

Bu tarihten itibaren Elbistan'da bulunan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Maraş'a gelerek çalışmalara burada devam etti. Maraş halkı, Antep'in savunmasına yardım için bu kente de milis kuvvetleri gönderdi. Maraş savunmasında 4 bin kadar Müslüman şehit düştü. Fransız ve Ermenilerin toplam kayıpları ise 16 bin olarak tahmin ediliyor. 

KAHRAMAN ŞEHRİN KURTULUŞ DESTANI: GENÇ DOSTUM, BU HİKAYEYİ DİNLE

12 Şubat kurtuluş destanının 106. yıldönümünde Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi'nin hazırladığı yapay zeka destekli animasyon ise ilgi odağı oldu. İstiklâl Savaşı'ndan bir asır sonra Türk gençliğine Maraşlıların verdiği mücadeleyi çarpıcı biçimde anlatmaya soyunan klip, 'Kahraman Şehrin Kurtuluş Destanı' başlığını taşıyor. 

Maraşlıların emperyalizme direniş destanı, Türkiye Yüzyılı vizyonuyla Ay-Yıldızlı bayrağı daha yukarı taşımaya soyunan gençlere şöyle anlatılıyor:

Genç dostum... Şu an oturduğun sıranın, koştuğun bahçenin altında yatan sırrı biliyor musun? Bazen rüzgâr Ahir Dağı'ndan sert eser ve yüzüne çarpar ya. İşte o rüzgâr dedelerinin nefesidir. 

Yıl 1919... Dünya büyük bir savaştan çıkmış, yorgun... Maraş yetim bir çocuk gibi boynu bükük. Önce İngilizler geldi, ses çıkarmadık; 'giderler' dedik. Ama sonra Fransızlar geldi. Yanlarında da düne kadar komşumuz olan, ekmeğimizi bölüştüğümüz ama şimdi düşman libâsı giymiş Ermeni gönüllüleri...

Şehrin üzerine bir ağırlık çöktü. Gökyüzü gri, umutlar siyahtı. Herkes soruyordu: Bu karanlık ne zaman bitecek? Bilmiyorlardı ki, karanlığın en koyu olduğu ân, aydınlığın en yakın olduğu zamandır. 

Savaş başlamadan bir süre öncesiydi. Fransızların gelişinden birkaç gün önce bir hadise yaşandı ki, bu hadise mücadelenin manevî dayanağını sağlam kıldı. Agop Hırlakyan adındaki zengin Ermeni, Fransızları törenle karşılamak istedi ve Abdal Halil Ağa'nın evine hatırı sayılır miktarda parayla geldi. 

"Halil Ağa" dedi, "yarın Fransızlar gelecek."

"Senden aşiretindeki tüm davul ve zurnalarla karşılamada bulunmanı istiyorum. Karşılığı neyse alacaksınız."

Abdal Halil Ağa zor günler geçirmesine rağmen en ufak bir tereddüt göstermedi. Hırlakyan'a şöyle cevap verdi:

"Ağa... Değil bir kese altın, davulumun kasnağını altınla dolduracak olsanız bile ben din kardeşlerimin bağrına çomağımı vurmam. Bu bir din bahsidir."

Bu sözler kısa sürede şehirde yayıldı. Abdal Halil Ağa, Maraş halkının büyük takdirini kazandı. Zor şartlar altında olmasına rağmen vatan sevgisiyle hareket eden Abdal Halil Ağa, Maraş millî mücadelesinin psikolojik safhasında ilk kahraman oldu. 

Aradan kısa bir zaman geçti. Uzunoluk Hamamı önünde Fransız ve Ermeni askerleri, hamamdan çıkan kadınlarımıza sataştı. "Burası artık Türk memleketi değildir, peçenizi açın" dediler. 

Buna karşı Çakmakçı Said adında bir yiğit konuştu. "Durun!" dedi. Vurdular onu. Kanları kaldırıma aktı. 

Tam o anda, az ötedeki dükkanında olayları gören bir aslan doğruldu: Sütçü İmam...

Hiç düşünmedi. "Sonum ne olur?" demedi. Tetiğe bastı. O ilk kurşun düşmanı yere serdi ama asıl, Maraşlının korkusunu öldürdü. Artık geri dönüş yoktu. Sütçü İmam'ın bu ilk kurşunu tüm Anadolu'ya cesaret ışığı olup yayıldı. 

İşgalciler sadece topraklarımızı değil, onurumuzu da çiğnemek istediler. 27 Kasım 1919 Perşembe akşamı, zengin Ermeni Agop Hırlakyan'ın konağında Fransız işgal komutanı yüzbaşı Andre'nin şerefine bir balo verildi.

Kahkahaları Maraş sokaklarında yankılanıyordu. O baloda Yüzbaşı Andre, Agop Hırlakyan'ın torunu Helena'yı dansa davet etti. Genç kız teklifi reddedip ona şöyle cevap verdi:

"Sizinle dans etmememden dolayı beni mazur görün. Üzgünüm. Çünkü kendimi esaret altında hissediyorum. Kalesinde Türk bayrağı dalgalandığı sürece ben burada emniyet ve hürriyet içinde yaşayamam. Sizinle nasıl dans edebilirim?"

Bu söz bir tokat gibi indi komutanın suratına. Kibirle sızlandı Andre. "O bayrağı indirmek kolay!" dedi ve emretti. O gece bizim namusumuz olan bayrağımızı kaleden indirdiler. Yerine Fransız bandırasını çektiler. Şehir uyuyordu belki ama şehrin ruhu uyanıktı. O bayrağın inişi aslında onların sonunun başlangıcıydı. 

Ve ertesi gün o meşhûr Cuma... 28 Kasım sabahı... Avukat Mehmet Ali Kısakürek hasta yatağından kalkarak bir beyanname yazmıştı. 

"Alem-i İslâm'a Hitab" başlıklı bu belgeler şehrin farklı yerlerine asıldı. Cuma namazını kılmaya gelen halk, bu yazıları okudu ve kalpleri ateşe döndü. 

Cami içindeki hutbede minbere çıkan Rıdvan Hoca şunları söyledi: 

"Müslümanlar! Bir beldede cuma namazı kılmak için o beldenin hür olması gerekir. Eğer beldede hürriyet yoksa, orada İslâm sancağı dalgalanmıyorsa cuma namazı kılınmaz." Cami avlusundaki Şeyh Ali Sezai Efendi de aynı fetvayı verdi. 

Bu sözler üzerine minberin kenarında asılı olan sancağı alan cemaatten biri, "Edeler! Bayrağımızı yerine koymak için kaleye hücum!" diye bağırdı. Maraş halkı bir deniz gibi kaleye doğru akarak ilerledi. Kaledeki Fransız askerleri tepelenip yenilgiye uğratıldı. O bayrağı oraya diken, kumaş parçası değil, milletin imanıydı. 

O gün Maraş kendi kaderini kendi elleriyle yazdı.

Savaş sadece büyüklerin işi sanma evlat. Senin yaşlarında, belki senden bile küçük kahramanlar vardı siperlerde. Şekerci Ökkeş'i duydun mu? 15-16 yaşlarında bir delikanlı... Annesi, "Sen küçüksün, gitme oğlum" dediğinde ne cevap vermişti biliyor musun?

"Ana... Yaşım küçükse de imanım büyük. Ölürsem şehit, düşersem gazi olurum."

Savaşın sonuna kadar muharebelere en önde iştirak etti Ökkeş. Şehrin düşman işgalinden kurtuluşunun ardından akıncı müfrezelerine katılıp civarda başka illerdeki mücadelelerde de yer aldı. 

21 Ocak 1920'de savaş başladı. Şehir artık yanıyordu. Ama bu yangın bir kaos değildi. Müthiş bir akıl vardı arkasında: Aslan Bey... Şehrin görünmez komutanı.

Mahalle mahalle, sokak sokak örgütledi halkı. Çeteler kuruldu: Yörük Selim, Evliya Efendi, Mıllış Nuri... Sokaklarda yürümek tehlikeliydi. Onlar da evden eve, odadan odaya geçerek savaştılar. 

Maraşlı, kendi evini ateşe verdi düşman geçemesin diye. Kendi yatağını siper yaptı. Eksi 20 derecede, yaklaşık bir metre yükseklikteki karda, tipide, açlık ve yokluğa rağmen devrin en iyi silah ve cephanesiyle donanmış Fransız kuvvetlerine karşı kazandığı büyük zafer, mazlum milletlere örnek oldu. 

Akıl, imkânın bittiği yerde başlar genç dostum. 

Tabi bu kolay olmadı. Bedel ödedik... Çok ağır bedeller. 22 gün 22 gece... Açlık bir yandan, soğuk bir yandan... Kar suyu içerek hayatta kaldı ataların. 

Senem Ayşe'yi hatırla. Kocası Ramazan Bey şehit düşünce onun kıyafetlerini giydi, silahını alıp fişekliğini kuşandı. Aslan Bey'in karargâhına gitti ve dedi ki: "Beni bir çetenin başına koyun."

Aslan Bey ilk başta reddetti ama Senem Ayşe yine de onu ikna etti. 50 kişilik bir çetenin komutasını üstlendi. Komşusunun evinin düşman cephaneliği olduğunu fark edince kendi evini yakıp yangını yan eve sıçratarak cephaneliği havaya uçurdu. 

Kümbet Mezarlığı'ndaki Hemhane Kilisesi'ni düşmandan geri aldı. Belki ileride yoksulluk içinde vefat edecekti ama vatanı için hiçbir fedakarlığı yapmaktan geri durmadı. O ve daha niceleri...

Sonunda Fransız işgal kuvvetleri komutanı, elindeki tüm teknik imkâna ve silaha rağmen Türkleri yenemeyeceğini anladı. 11 Şubat gecesi sahte bir saldırı planı hazırladıktan sonra çekilme kararı aldı. Gece, geri çekilişi esnasında ses çıkarmamaları için atların ayaklarına keçe bağlatan işgal kuvvetleri komutanı, teslim olduğunu kabulleniyordu. 

Ahir Dağı'nın soğuğu onları yol boyunca dondurdu. 

12 Şubat 1920 sabahında Maraş, siperlerden çıktı. Sessizlik vardı. Sonra bir ses duyuldu; şehir kurtulmuştu. Kendi kanı ve canıyla dışarıdan tek bir yardım almadan kurtulmuştu. 

1925'te Ankara sordu: "Kime madalya verelim?"

Cevap netti: "Bu şehirde kahraman olmayan yoktur."

Bu yüzden madalyayı şehrin kendisine verdiler. 7 Şubat 1973'te de 'madalyalı tek şehir' Maraş'a 'Kahraman' unvanı verildi. 

Bak genç kardeşim; bu hikâyeyi sana neden anlattım? Tarih kitabında ezberleyeceğin bir konu olsun diye değil. O gün Sütçü İmam'ın attığı kurşun bugün senin kalemindir. O gün Ökkeş'in siperdeki cesareti, bugün senin ilmindir, başarın ve dürüstlüğündür. 

Düşman bugün topla-tüfekle gelmiyor belki... Ama cehaletle, tembellikle, ümitsizlikle geliyor. Sen ne zaman, "Ben yapamam" dersen, Maraş o zaman düşer. Sen ne zaman çalışırsan Maraş o zaman zafer kazanır. 

Bu bayrak, Rıdvan Hoca'nın emaneti. Bu bayrak, Abdal Halil Ağa'nın umudunun sembolü. Bu bayrak, Senem Ayşe'nin cesaretinin işaretçisi. 

Ve sen.. Kahramanmaraş'sın. Unutma, korkma, çalış. Çünkü asil kan senin damarlarında dolaşıyor. 

 

 

 

Paylaş:

00 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir