Selçuk Bayraktar'dan yapay zeka terörüne karşı manifesto: Makine acı çekmez, özlem duymaz, sonunda mutlak yıkım vardır
Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, zihinleri esaret altına alan sosyal medya algoritmaları ve yapay zeka gerçeğine dikkat çekti. Küresel teknoloji tröstlerinin insanlığı felakete sürüklediğine vurgu yapan Bayraktar, insanı ve insanın düşünce sistemini temel alacak yeni bir teknoloji teklif etti.
Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, Tersane İstanbul'da düzenlenen 'Türkiye Yapay Zeka Zirvesi'nde konuştu. Küresel teknoloji tröstlerinin insanoğlunu köleleştirip sömürmek için yepyeni yöntemler keşfettiğine işaret eden Bayraktar, sosyal medya algoritmaları, büyük veri merkezleri ve yapay zeka teknolojisine dikkat çekti.
İnsanı makineleştirerek fıtratından uzaklaştıran yeni nesil tehditler konusundaki çarpıcı konuşmasında Bayraktar şunları söyledi:
"Bundan yaklaşık 30 yıl önce insanlığa bir teknoloji ütopyası satıldı. İnternetin sınırları kaldıracağı, bilginin serbest dolaşımının dünyayı eşitleyeceği ve sivil teknolojinin küresel barışı getireceği söylendi. Oysa bugün görüyoruz ki bağımsızlığımızı tehdit eden büyük unsur, sınırlarımıza yığılmış konvansiyonel ordular değil. Tedarik zincirlerimize, veri merkezlerimize ve doğrudan cebimize sızan teknokapitalist küresel tahakkümdür.
Bu tahakküm geçmişin kaba diktatörlükleri gibi kuvvetle de gelmiyor. Milyarlarca insanı uyuşturucu gibi müptela kılan bir sistemle gönüllü bir esaret olarak hayatımıza giriyor.
Bugün baktığımızda herhangi bir sosyal medya ve vidyo platformunun temel algoritmasında şunları görüyoruz: İnsanın kıramayacağı bir döngünün, adeta eroine benzer bir dopamin girdabının müptelası haline getiriliyoruz. Arka planda çalışan yapay zeka, nörolojik zaaflarımızı analiz ederek, dopamin salgımızı tetikleyerek bizi o ekranda 10 saniye daha fazla tutacak öfke, hedonizm ve korku temelli içerikleri optimize ediyor.
Baktıkça ağına daha fazla çekiyor, içine çekildikçe de daha fazla bakıyorsunuz. Bu bağımlılık sinsi bir şekilde insanı sağlığından, aklî melekelerinden ve en önemlisi hürriyetinden koparıyor. İnsanın irade göstermesine, bir insan olarak aslî fonksiyonlarını yerine getirebilmesine engel oluyor ve nihayetinde zayıf düşürüyor."
TELEFONLAR, SAATLER, İLETİŞİM AĞLARI İNSANLIĞI BİR ÖRÜMCEK AĞINA HAPSETTİ
"Öyle bir çağdayız ki, insan ile makine arasındaki çizgi giderek bulanıklaşıyor. Sadece makinelerin insanı taklit etmesinde bahsetmiyorum; insanların da hızla makineleştiği karanlık bir çağa doğru yol alıyoruz. Ruhsuz bir rasyonalizmin, kendinden başka kimseye hayat ve hürriyet hakkı tanımayan materyalizmin tahakkümü altındayız.
Makinelerin ve makine insanların istilasıyla karşı karşıyayız. Makine insanlar için inanç, sevgi, merhamet ve hürriyet yoktur. Onlar için acı, hasret ve keder de yoktur. Makine acı çekmez, makine özlem duymaz, makine 'neden' diye sormaz. Sonunda kaçınılmaz yok oluş ve mutlak yıkım vardır.
İnancımızın tarifiyle 'insan' yaradılmışların en şereflisidir; eşref-i mahlûkattır. Bizim medeniyetimiz de gönül medeniyetidir. Gönlü olmayan, sentetik insanın elindeki teknoloji ancak bir imha aracına dönüşür. Bizim gayemiz insanın makineleştiği değil, teknolojinin insana hizmet ettiği adil bir dünya inşa etmektir.
Bu kuşatma sadece cihazlarımıza değil, doğrudan irademize ve ruhumuza yapılmaktadır. Bugün sivil teknoloji ürünlerinin neredeyse tümü birer silaha dönüşmüş durumda. Bütün uzuvlarına kadar örümcek ağına hapsolmuş bir insanı ve onu her şeyiyle sömüren bir canavarı düşünün.
Bedelini ödeyerek aldığımız akıllı telefonlar, saatler, iletişim ağları adeta insanlığı bir örümcek ağına hapsetti.
Oysa bizim inancımızda örümcek ağı, insanı zulümden, kötülüklerden muhafaza eden ve hürriyeti koruyan adeta mucizevî bir perde gibidir. Bugünün teknocanavarları tüm insanlığı attığı her bir adımdan aldığı her bir nefese kadar takip eden bir ağ ördüler.
Yakın zamanda bazı devletlerin terör eylemlerinde de gördük ki, tedarik zincirine sızdırılmış bombalarla cebimizdeki telefonlar, akıllı saatler, hatta kulaklıklar bile insanları katletmek için birer silaha dönüşebiliyor."
TÜRKİYE BU DEVASA TEKELLERLE NASIL MÜCADELE EDECEK?
"Yapay zeka teknolojisini hegemonik biçimde elinde tutmaya çalışan dev tekeller neredeyse insanoğlunun sahip olduğu tüm enerji kaynaklarını tüketecek devasa bir işlem gücü talep ediyor. Bu eylemleri, Firavunların sonsuz egolarını yüceltmek için saf kaba güçle inşa edilmiş o dev piramitleri andırıyor. Bugün küresel devler yüzbinlerce işlemciyle insanlığın tüm verisini harmanlayıp orantısız bir güç elde ediyor.
Peki Türkiye gibi ülkeler, dost ve kardeş uluslar, kısıtlı kaynaklarıyla bu dev tekellerle nasıl rekabet edecek? Bizim yapmamız gereken, aynen İHA/SİHA serüvenimizde olduğu gibi bugüne değil geleceğe odaklanıp başkalarının belirlediği kuralları takip etmek yerine paradigma dönüşümü yaparak yepyeni bir kırılım yakalamaktır.
Temelinde bir istatistik tahminleme makinesi olan büyük dil modellerinde yakın zamanda gerçekleşen ilerlemeler aslında doğru yönlendirildiğinde bu kırılımın en büyük göstergesine işaret ediyor. Hava işlem gücü yerine insanın düşünce yeteneğine benzer yöntemsel iyileşmeler bu makineleri çok daha az işlem gücüyle çok daha ileri seviyede bir başarıma ulaştırdı.
İnsanlık yüzyıllar boyunca evreni gözlemledi, verileri tablolar halinde derledi, biriktirdi. Enerji kapasitesi 20 watt'ı aşmayan o muazzam beyniyle kainatın en derin şifrelerini kırdı. Harezmî de, İbn-i Sina da, Newton da, Maxwell de, hatta hocamız Ordinaryüs Profesör Cahit Arf da o mucizevî insan beynine sahipti; terrawatt'larca enerji tüketen ruhsuz bir veri merkezine değil.
İşte bu yüzden yapay zekadaki ilerleme modelimiz sadece donanım tekellerinin güdümündeki istatistiksel yığınlara dayanmamalı. İnsanlığın bilimsel birikimi üzerine inşa edilmiş, fiziksel alemi de içeren ve düşünsel yeteneklerin yapıtaşlarını merkeze alan melez bir yaklaşım olmalı. İnsanın düşünme mekanizmasını taklit eden her bir yetenek bizi dev işlemci yığınlarına mahkûm olmaktan kurtaracaktır."
KENDİMİZE AİT MODELLER GELİŞTİRİP BUNLARI PAYLAŞMALIYIZ
"Kendimize ait yazılım ekosistemini kurmalıyız. Kısa vadede bu mümkün olmayabilir. Olmadığı durumlarda işbirliklerine veya doğrudan dışarıdan temin yoluna başvurabiliriz. Dışarıdan teminde açık kaynaklı modeli şart koşmalıyız. Kısıtlı kaynaklarımızı bu ağır ve hantal sistemlere değil, geleceği şekillendirecek teknolojilere yatırmalıyız.
Yapay zekadan ileri çip teknolojilerine, kuantum bilgi işlemden robotik otomasyona kadar dağıtık işlem ve veri merkezi modellerini geliştirmeliyiz. Böylelikle devasa merkezcil bulut yapılarına ihtiyaç azalacak ve bağımsızlığımız teminat altına alınacaktır.
Geliştirdiğimiz yüksek teknolojiyi mazlum halklarla da paylaşarak insani bir teknolojik dayanışma ittifakı kurmalıyız. Tekellerin dev veri merkezlerine mahkum olmadan gücümüzü birleştirmeliyiz. Gücümüzü birleştirirsek dev tekellerin oluşturduğu bu örümcek ağını yırtıp atabiliriz.
Bu birleşme sadece kâğıt üzerinde bir ittifak değil, derin bir zihniyet devrimi olmalıdır. Biz bu devrimi, Milli Teknoloji Hamlesi vizyonuyla bir hayat biçimine dönüştürdük. Bu vizyonu gerçekleştirebilmek için en önemli unsur, insanın ta kendisi; geleceğin tam da kendisi olan genç nesillerimizdir.
Bundan 8 yıl önce TEKNOFEST’ler ile Anadolu’nun her köşesine ekmeye başladığımız o tohumlar, bugün artık boyu arşa uzanan dev çınarlara dönüşüyor. Bugün karşımızda duran TEKNOFEST kuşağı, sadece teknoloji geliştiren bir nesil olarak kalmıyor.
Bu kuşak; kendi göbeğini kendi kesen, 'biz en iyisini yapabiliriz' diyen, zihinsel prangaları parçalamış, asil bir hürriyet kuşağıdır. Bu kuşak, yaptığı her işle, attığı her adımla o küresel örümcek ağının tellerini birer birer koparmaktadır."
BUGÜN KUTSANAN O TEKNOLOJİ, İSTATİSTİKSEL BİR TAHMİN ALGORİTMASINDAN İBARET
"İşte bugün bu fuar alanında gördüğünüz; yeni nesil yapay zekâ sistemlerimiz, doğadaki kuş sürüleri gibi birbiriyle haberleşen otonom sürülerimiz ve dünya harp doktrinini yeniden yazan tüm çalışmalarımız, son 8 yılda yetişen TEKNOFEST kuşağının imzasını taşımaktadır.
Burada sergilenen her bir eser, sadece birer mühendislik başarısı değil; gökyüzünde, yeryüzünde ve dijital dünyada 'hür ve özgün' var oluşumuzun perçinlenmiş mühürleridir!
Değerli Kardeşlerim, Yiğit Basat bizlere orantısız gücü nasıl dize getireceğimizi geçmişten gelen bir sedayla fısıldıyor. Birileri çıkıp, insanın henüz gelişim sürecini tamamlayamadığını, makinenin daha üstün bir evrim noktasında olduğunu iddia ediyor. Ancak, hatırlamamız gereken, çok daha derin bir hakikat var: Bizler insanız…
Varlığı, âlemin mimarına dayanan, kökü ezelde, sonu ebedde olan insanı, ruhsuz metal yığınlarıyla kıyaslamaya cüret ediyorlar. Karşımızda kurgulanan o makineleşmiş yapılar ise köksüzdür.
Unutmayalım ki; bugün yapay zekâ diye kutsanan teknoloji, nihayetinde kendi varlığından dahi habersiz, istatistiksel bir tahmin algoritmasından ibarettir. İnsan ise bu sığ hesapların, bu donuk rakamların çok daha ötesindedir. İnsan, yaratılmışların en şereflisi, Eşref-i Mahlûkat’tır; varoluşu âlemin özüdür. İstatistiğin değil iradenin ve ruhun eseridir.
Bizim kökümüzü unutup, bizi kendi yarattığımız algoritmaların kölesi haline getirmek isteyenlere karşı, asıl gücümüzün nereden geldiğini hatırlamak zorundayız. İşte Milli Teknoloji Hamlesi, bu makineleşmeye karşı ruhen ve bedenen bir ayağa kalkıştır.
Sekiz yıl önce TEKNOFEST’lerde ektiğimiz tohumlar, kökü belli olmayan rüzgârlara karşı, mazisi ve istikameti belli koca çınarlar olarak köklerden göklere yükselecek.
Hakikat şudur ki, istikbalin anahtarı başkalarının yazdığı karanlık satırlarda değil, âlemlerin mimarının kalbimize nakşettiği irademizde ve 'bir' olmanın muazzam sırrındadır.
Bu güzel organizasyonu hayata geçiren SAHA İstanbul ailesine, gece gündüz demeden ter döken mühendislerimize, teknisyenlerimize ve savunma sanayimizin tüm kahramanlarına yürekten teşekkür ediyorum."
00 Yorum
Yorum Yap
E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!